Umuda Dair

40 yaşıma kadar hep intiharı düşündüm, ama 40 yaşımdan itibaren insanların intihar etmeye değmeyeceklerini düşünmeye başladım. bana göre intihar, geride kalanlara yönelik ağır bir suçlamadır. bu mesajı verebileceğin tıynette insan olmadığını düşününce de intihar etmiyorsun.

-bir tür nihilizm değil mi bu?

-tam tersine, değer yüklediğin şey bunlar değil.Allah’tan başka hiçbir şeye değer vermemek var bunun arkasında.

-40 yaşına kadar ne vardı peki?

-aynı şey. bir çıkış sağlayacağını umduğun bir insanla, bir imkánla karşılaşacağını düşündüğün için her gün erteliyorsun intiharını. daha sonra da, bu çıkışı insanlardan beklemenin saçmalığını kavrayıp yine intihar etmiyorsun.(İsmet Özel)

Vaktinden önce bir tırtıl kozasından çıkmaz, bir çiçek açmaz, olgunlaşmadan bir meyve rahatlıkla koparılmaz. Vakti gelince de bir yaprak dalında durmaz. Vaktini bekler her nasip. Bu biir, sabırla vaktini bekleyeceksin..

Dağları delip gelen, ovalardan geçen bir akarsu akışındadır elbette. Sağa sola kıvrılıp yol alması yoldan çıktığı anlamına gelmez. Olması gerektiği gibi olması gereken şekildedir o yol, akışına bırakacaksın, bu ikiii..

Yağmur öncesi tek bir bulut bile görünmezken öyle bir sıcak bastırır ki yakar kavurur. O sıcak hep devam edecek sanırsn birkaç saate yağmur bulutları toplanır gelir. Yaşadığın zorluk her ne ise hiç bitmeyecek gibi gelse de ardından ve beklenmedik bir şekilde serinlik gelecektir, bu üüç..

Yağmuru, tırtılı, yaprağı, suları düşün. Doğada herşey bir denge içinde, düzensizlik düzeninde canlılar mutlu görünüyor insan sınırına yaklaşana kadar. Dağda gezen bir hayvan özgür ve mutlu görünürken, sokağında neşeli bir kediye, gözleri ışıl ışıl bir köpeğe rastladın mı hiç? Kafesteki kuşu, ipindeki ineği saymıyorum bile. Esaretin dumanı insanın olduğu yerde tüm canlıların üzerinde tütüyor. Yalnızca saksıya hapis çiçek gelmesin aklına, Instagram’da hapis anneler, babalar, YouTube da hapis bebeler. Çıkıp sokakta iki konuşalım içimiz açılsın derdi eskiden kadınlar. Sokakta sağlı sollu oturmuş kapı önünde teyzeler olurdu, ‘çoğeşlendim(güneşlendim) derlerdi bu işe. Ev sahibi olduk diye sevindiler ilk zamanlar güzelim evi müteahhit aldığında. İki daire aldık dediler tavanı basık, duvarı nefes aldırmaz, camı güneşi saklar. Tüm kapılar kapanınca da esaret. Kimse kapını çalıp aç mısın komşum, derdin mi var demedi o küçücük kutularda.. Bir aileyi yok edecek kadar ne yaşattı bu dünya size dersen cevabı o kapısı çalınmayan kutuların içinde saklı..

Nedense gözümde eski bir filmden kare canlandı, evinden atılmış bir aile parkta ailenin çayını demleyen baba Münir Özkul, neşeli çocuklar. Bugünün dünyasında çocuğunun bile ardında kalmasını istemeyen bir baba.. Sen de bilmiyorsun değil mi yanındaki duvarın ardında kopan fırtınayı. Belki televizyon belki telefondan öğrendin bir son aradıklarını komşunun..

Senin de dengen bozulabilir elbette, sıkılabilirsin, yorulabilirsin. Sular çekilir bazen bazen de dolar taşar. Kapın çalınmasa da sen bir kapıyı çal, sorulmasa da ahvalin sen birine hatırını sor, kapansa da camın aç bir bak gökyüzüne. Gökyüzü unuttuğun umudunu hatırlatacak sana, her bir yaprak solsan da dirileceksin diyecek. Öyle hemen pes edilmez bu hayatta. Biliyorum kolaylaştıkça zorlaştırdık ömrünü ortaklaşa, el ele verdik esaret çadırını kurduk. Biliyorum umudunun gireceği tek bir pencere bile bırakmadılar. Ama küçük bir çatlaktan sızan umut ışığı yetecektir seni kurtarmaya. O yüzden sen yarını düşün bırak aklındaki o soncu düşünceleri. Kadercilik mi dersin, bırak bu klişeleri mi dersin bilmiyorum ama direnmek yaşamaksa eğer bir şekilde direneceksin, yaşayacaksın..

Sen yine de umutlu ol..

(Haddim değil kimseye sen bunu yap demek, sözlerim kendimedir. Umutla kalın..)